21 Ocak 2009 Çarşamba günü Antakya’ya geldik. Arabayı Filiz sürüyordu.
İstanbul’dan Yazar Halil İbrahim Özcan, Mersin’den Hilal Aydın Antakya’ya hareket ettik. İki arkadaşı yeni görüyordum. Tanıştık. Yol boyunca koyu bir sohbet başladı.
Antakya’ya geldik. Buluşma noktasında birçok arkadaşların gelmiş olduğunu gördüm. Türkiye genelinde katılımın çok oluşu dikkatimi çekti. Antakya buluşma adresimiz olmuştu. Akşam yemeğimizi Antakya Evi’nde yedikten sonra saat 23:00’de otobüsteki yerimizi aldık. Otobüsümüz Şam’a doğru hareket etti. Hafif yağmur atıştırıyor gecenin rengine, renk katıyordu... Yeni yüzler görmek ve Filistin Mülteci kampına gitmek çok heyecanlandırıyordu. Sanki televizyonlarda kendimi görüyor gibiydim. Neden böyle bir hisse kapıldım inanın ki anlamış değilim. Kafam karmakarışık, olaylar gözlerimin önünde film şeridi gibi akıp gidiyor. Neden bu ölümler yaşanıyor. İnsan hayatı bu kadar ucuz muydu, bütün bunları yol boyunca düşündüm durdum. Filistin’i desteklemek ve yanlarında olduğumuzu hissettirmek, birazcıkta olsa sevgi sunmaktı amacımız. Zaman da akıp gidiyor du....
Gazze işgalini ve katliamını kınamak, Filistin halkına destek vermek, yaşanan katliamı dünya kamuoyunun duyurmaktı amacımız. Suriye ve Filistin ziyareti, Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen Türk Edebiyatçılar Birliği, PEN, İHD, Tabipler Odası, Barış Meclisi, KESK,Eğitim Sen, SES, Pir Sultan Abdal Derneği, Çukurova Edebiyatçılar Derneği, TTB, Barış Meclisi, Halkevleri, TÖP, SEH ve Antakya Demokratik Kültür Derneği ile birlikte 21 Ocak’ta ziyaretlerimiz başladı.
Türkiye aydın, yazarlar ve edebiyatçılar ve PEN Merkezi, Türkiye Edebiyatçılar Derneği organizasyonunu yaptığı, İsrail devleti’nin Filistin’e Gazze’ye saldırısını kınamak için Filistin halkıyla dayanışmak amacıyla bir araya getirilerek, Suriye’ye bir otobüs yazar ve şairler beraber katılmış bulunuyordum.
Suriye’ye giriş yapıldıktan sonra ilk durağımız Şam’da Arap Yazarlar Birliği oldu. Arap yazarlar Birliği Başkanı Dr. Hüseyin Cuma ve diğer yönetim kurulu üyeleriyle görüşüldü.
Yapılan görüşmede, Arap Yazarlar Birliği Başkanı Dr. Hüseyin Cuma:”Türkiye Edebiyatçılar Derneği ve diğer katılımcı dernek ve kuruluş temsilcileriyle dayanışma içerisinde olmaktan mutluyuz, gururluyuz. Gazze vahşetini kınıyor, Siyonist İsrail ve arkasına emperyalist ilişkisi içinde olduğu ABD’yi de yanına alarak Gazze’de kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce insanı katletmiştir. Uluslararası belgelerle yasaklanan her türlü silah bu katliamda İsrail tarafından kullanmışlardır. Beyaz fosfor ve uranyum bombaları kullandıklarını itiraf etmişlerdir. İtiraflarının nedeni kendi askerlerinin de yaralanmasından dolayıdır. Bu katliama karşı beklentimizden biri de İsrail’e ve bu katliamı destekleyen BM’ye karşı davalar açmanızdır” diyerek konuştu. Konuşma esnasında katılımcılar duygulu anlar yaşadı. Benim de içim içime sığmıyordu, bu inanılmaz vahşet karşısında elimiz kolumuz bağlıydı. Dr. Hüseyin Cuma,”İsrail acımadan çocukları, kadınları ve herkesi öldürdü, bir ülkeyi yok etmek istedi. Bu katliamda en büyük desteği ABD verdi. Bu yaşanan vahşette dünya ne yazık ki sessiz kalmayı tercih etti. Türkiye’de gerçekleşen eylemler ve destekleri gördük çok sevindik. Sizin buraya gelmeniz bize hem güç verdi hem de büyük bir umut ışığı yaktı.” Sesinde hüzün ve acı vardı. Orda bulunan guruptaki arkadaşların yüzlerinde heyecan ve hüzün bir aradaydı, pür dikkat dinliyorduk.
Türkiye Edebiyatçılar Derneği adına Gökhan Cengizhan’da bir konuşma yaparak;”İsrail’in Gazze işgalini ve katliamı kınıyoruz. Sizlere desteğimizi sunmak, Türkiye halkının tepkisini iletmek adına buradayız. Kuneytra’yı Golan’ı gezip savaş hakkında bilgi almak istedik.
İsrail 1967 yılında, bin iki yüz kilometrekare Suriye toprağını işgal edip, 1973 yılında, Kuneytra’yı yerle bir ederek geri çekilmişlerdir. Halen işgal altında ki Golan’ın diğer yerleşim yerlerinden çekilmedikçe sorunun çözülmesi mümkün değildir.
Daha sonra bizlere Filistin’in sembolü olan atkılarından dağıttılar ve toplu hatıra fotoğrafı çektirdik. Suriyeli ve sürgündeki Filistinli gazeteci-yazar örgütleriyle birlikte, İsrail sınırındaki Kuneytra kasabasına gidilerek, İsrail lanetledik.
Bu arada gezdiğimiz yerler ve konuştuğumuz konular Filistin ve Gazze olunca heyecanım daha çok artıyordu. Tampon bölgeye gideceğimizi Şam ile arasının 60 kilometre olduğunu söylediler. Tekrar otobüslerimizde yerlerimizi aldık ve güneye doğru yol almaya başladık.
Suriye’nin başkenti Şam’a bir saat uzaklıkta olan Kuneytra şehri Kudüs'e 40 kilometre Şam ve Amman'a 60 kilometre uzaklıktaydı. Yol boyunca rehberimiz olan Bereket Bey de Şam’da ve diğer yerlerde ki olay ve yaşananları bizlere anlatıyordu. Ben otobüsün önünde oturup fotoğraf çekiyorum. Yasak dinlemiyorum. Sınıra yaklaşırken fotoğraf çekiyorum, polis memuru eliyle işaret ederek fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söylüyor, bende tamam çekmedim diyorum. Bütün bunları el göz işaretiyle yapıyoruz. Aslında istediğim fotoğrafları hep çektim.
İlginç olanı ise Birleşmiş Milletler kuş uçurtmuyordu sınırda...
Suriye, İsrail, Filistin sınırında bulunan ve BM denetiminde olan Qeneitra Valilik binasına geldik. Kapıda bizleri karşıladılar ve burada sırasıyla Arap Yazarlar Birliği Başkanı Dr.Hüseyin Cuma, Vali Riyad Hicab katliam ile ilgili yaşanan dehşetleri anlattı. Vali harita üzerinde işgal edilen yerleri anlatırken, arkadaşlarımla birlikte fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik. Hiç bir kareyi kaçırmak istemiyordum. Şuan arşivimde 1000’e yakın fotoğrafım var, bunları en kısa zamanda sergilemeyi düşünüyorum... Ve tekrar otobüslerimize binerek sınıra doğru yol almaya başladık, bizlere Qeneitra valisi de eşlik ediyor...
Golan eteklerinde bulunan 1967'de İsrail tarafından işgal edilen ve 1973'te kendi kaderine terk edilen Kuneytra kentine girdik. Golan Tepeleri, Şeh Dağları ve İsrail sınırı ortasında bulunan Kuneytra kentini gezdik. Manzara dehşetti, tüylerimiz diken diken olmuştu gördüklerimiz karşısında. Sürekli fotoğraflamaya başladım, gördüklerim beni çok etkilemişti, fotoğraf karelerini yakalarken, canlandırma yapmayı da ihmal etmiyordum. Bir zamanlar burada hayat vardı, ama şuan ölü bir kentten başka bir şey değildi. Suriye’nin Han Arnaba köyünden itibaren ikisi Suriye'ye, biri de Birleşmiş Milletler'e (BM) ait üs askeri kontrol noktası bulunuyor ayrıca Birleşmiş Milletler Barış Gücü'ne ait bin 300 asker, Golan Tepeleri çevresindeki köylerde ve İsrail-Suriye sınırında bir tampon bölge oluşturmuş. BM askerleri Kuneytra Kentinde de bir birliği bulunmakta. Sınırda fotoğraf çekiyorum.Uzaklara dalmadım değil, neden bu topraklar için insanlar öldürülüyor. Yaşam bir kez vardır defalarca değil. İsyan ediyorum İsrail ve sessiz kalan dünya’ya. Sınırdan öteye adım atamıyoruz. Her taraf gözetleniyormuş. Bize rehberlik yapan Bereket Kar’ın anlattıkları karşısında şaşkınlığımız daha çok artıyor. Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği (FHDD); İsrail Siyonizm’inin Gazze saldırısında tahrip olan Alawda Hastanesi'nin yeniden inşası için Antakya ve Samandağ'da yardım konserleri düzenleyeceğini söyledi.O an bizi bile gördüklerini söyledi.
Sınırdan dönüş için otobüsteki yerlerimizi alıyoruz. O günün anısına Türkiye adına ve gurup olarak zeytin dikiyoruz. (Dokunuyorum zeytin dallarının yapraklarına, beni unutma dercesine. Hüzün ve acı sarmalıyor tüm bedenimi. Tampon bölgedeyiz. İçimden haykırıyorum, tüm dünya’ya lanetler yağdırıyorum. Gözümden iki damla yaş akarak, yanaklarıma süzülüyor. O yaşların bile isyanı vardı. Evreler geçiren bu topraklarda, insan neslini yok etmişler, yetim ve öksüz bırakmışlar doğayı ) Ağaç dikimi bittikten sonra tekrar otobüslerde yerlerimizi alıyoruz...
Otobüsümüz Şam merkezinde bulunan ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi denetiminde olan Muheyyem Yerduk Mülteci kampını ve Cafra Gençlik Merkezine doğru yol alıyoruz. V Ve kampa geliyoruz.
Filistin Mülteci kampında Ebu Ahmet Fuad; “yaşanan vahşeti anlattı ve dünyanın sessiz kaldığını” söyledi. Ebu Ahmet Fuad, yaşanan vahşeti anlatırken, hepimiz duygu seline kapılıyoruz. Ve derken Filistinli gençlerin kendi elleriyle yapmış oldukları hediyelik eşyalardan satın alıyoruz katkı olsun diye. Filistin halkının gözlerinde hüzün vardı, yanlarında olmamızın kısa da olsa huzur verdiğini anladım. Sarıldık, özlem giderdik, hüzünlendik ve derken ayrılma vakti geldi. Oralarda zulüm var ölüm var, oralarda ölüm yaşamın bir parçası olmuş.