Gölovası Köyüne birkaç kez gitmiştim. Bundan dört yıl önce Dertli Kazım Hocamı tanımak içindi. Çünkü Türkiye tarihinde kendi mezarını yapan ilk kişi.
Küçük bahçeli ve şirin bir evde yalnız yaşıyordu. Bahçesinde muhteşem çiçekleri ve nergizleri bulunuyor ve çokta titiz biri Dertli Kazım Baba. Gülleri görünce birkaç hatıra fotoğraf çekildk. Beraberimde bir şair arkadaşımda vardı. Güller bakımlı ve sayıca fazlaydı. Bir ara neden bu kadar gül diktiğini sorduğumda, cevap vermemişti. Daha sonra sofaya oturduk. Adana valisi tarafından ziyarette getirilen şekerden ikram etti. Daha sonra Dertli Kazım:”Adana valisi yanıma gelir, sağolsun yollarımızı bile yaptırdılar diyerek gururla anlatıyordu.
Bize şiir okuyor, sevdiği Güllü’sünü anlatıyor. Çok konuşkan ve bir o kadarda sevimli Dertli Kazım Hocam. Yanından hiç ayrılmak istemiyordum. İlk tanışmamız olmasına rağmen yılların tanışmışlığı varmış gibi. Hayat hikayesini anlattıkca ben büyük bir keyifle dinliyordum. Kelimeleri yumuşak ve tane tane idi. Köy halkı tarafından sevilen sayılan bir isimdi. Mevsim bahar toprak ana yuvasından uyanmış çiçekler boylarını uzatmış rengarenk doğaya gülümsüyordu.
Laleler, sümbüller, nergizler envaytur çiçekler.
Doğayla başbaşa kalmak, yaşamanın en kutsal en ulvi ve güzel yaşamıydı. Seksenine merdiven dayayan Dertli Kazım, sağlığını buna borçluydu. Hayatında hiç doktor yüzü görmediğinide özellikle belirtiyor. İlk gidişim ve ilk tanışmamız. Hemen kaynaştık Dertli Kazımla. Kendi mezarını yaptıralı onbeş yıl olduğunu ve her zaman kendi kabrini ziyaret ettiğini gözleri buğulanarak anlatıyor. Yaşarken mezarını ziyaret eden ilk kişi. Saatlerin hızla ilerlemesi bizimde gitme vaktinin gelmiş olduğunun sinyallerini veriyordu. Yumurtalığa yakın olan Göl Ovası Köyü, doğa harikası görülmeye değerdi. Dönüş yapmadan ikinci ziyarete düşünmeye başlamıştım bile. İstemeye istemeye vedalaştık. Ellerinden ööperek. Dertli Kazım yanaklarımdan öptü. Bir tarihle vadalaşmak ağır geliyordu. Ya onu kaybedersem diye düşünmeşe başladım. Gördüğüm gibi hep kalsın istiyordum. Arabaya bindim, konuştukları ise kulaklarımda cınlıyordu. O gün orda bir hayatı yaşamıştık. Anılarımda kalacaktı. Nitekimde öyle oldu.
Antalya etkinliğinde Ozan Salih, bana Dertli Kazım’a vermek üzere yazdığı şiiri verdi. Bunu mutlaka vermemi istedi. Çünkü kendisi gelemiyordu. Bende emaneti geldikten birkaç ay sonra arkadaşım Bekir Dağseverle bir gün tayin ettik.
Bekir’e Dertli Kazımı tanıyıp tanımadığını sormuştum ‘o’da birkaç kez ziyaretine gittiğini söyledi. Müsait bir gün beraber gideriz demişti. İşlerimizin yoğunluğundan bir türlü Dertli Kazıma Baba’ya gidemiyorduk. Her karşılaşmamızda yahu Bekir hani Dertli Kazım baba’ya gidecektik” diyordum. Bekir’de ‘ Haydi o zaman yarın gidelim” demişti.
Emaneti geçiktirmem bir kaç ayı almıştı. Daha doğrusu verememekten korkuyordum. Çünkü Ozan Salih’e kesinlikle bunu ileteceğim demiştim.
Nihayet yollardayız.
Yine harika bir hava doğa mis gibi kokuyordu. Çiçekler rengarenk açmış sanki bize gülümsüyordu. Tanıdık bir yüz olmuştuk onlara. Bekir’in arabasıyla Ceyhan’dan ver elini Yumurtalık Gölovası Köyü. Dertli Kazımın evini bildiğimiz için onu bulmak zor olmadı. Dertli baba bizi kapıda karşıladı. Dertli Kazım Baba’yı görmenin heyacanı içindeydim. Bizi kapıda karşıladı. Yine pijamaları üstündeydi. Kendisini odasına kapatmış sürekli şiir ve makale yazıyordu. Üretken bir kişiydi. Penceresinden baktığımda nergizler mis gibi odaya doluyordu. Yüzlerce nergiz....
Hemen Ozan salih’in emanetini gönül rahatlığıyla Dertli Kazım Baba’ya verdim. Sanki omuzlarımdan büyük bir yük kalkmıştı.. Gönlüm huzur ve rahatlamıştı. Verememenin korkusu vardı.
Dertli Kazım Baba bir kaç yıl önce gördüğüm gibiydi. Sağlıklı ve dimdik ayaktaydı. Buna çok sevinmiştim. Hemen boynuna sarılmak istedim, nedense yapamadım. Yada utandım. Bekir hemen söze gererek bu havaya dağıttı.
Başladık muhabbete; daha kendi çocukken babasının öldüğünü, annesinin Yumurtalık’tan biriyle evlenmesini, orada geçirdiği gençlik yıllarını ve kendinin beş altı tane şiir kitabının yayınlamasını.
Bu günlerde hakkında yazılan şiir, makale haber ne varsa bunları bir kitap haline getireceğinden ve Kazım Altın kaynak olan adını Dertli Kazım olarak nüfusta değiştirmesini, bundan otuz yıl önce ölürsem cenazeme gelenler eziyet çekmesinler diye mezarını ölmeden yaptırmasını bir bir anlattı. Anlattıkca arada bir gözleri buğulanıyordu.
Ben merakını yenemeyip Dertli Kazım Baba’ya, Âşık olmana mı bu kadar aşk şiiri yazmana sebep oldu? diye sordum. Gelin bundan sonrasını Dertli Kazım Babadan dinleyelim:
”Ben on üç yaşındaydım halamın ortanca kızı Güllü ise on iki yaşındaydı. Hani gençler çocuklar birbirine sorarlar; kimi alacaksın bana sorduklarında Güllü’yü derdim. Güllü’ye sorduklarında ise Kazım derdi. Annemin Yumurtalığa gelmesiyle bizim Güllü’yle olan görüşmelerimiz kesildi. Şimdiki gibi dolmuş ya da arabamız yoktu.
Anam ben on yedi yaşıma gelince köyün imamının kızıyla söz kesip düğün hazırlıklarına başladı. Düğün günü yaklaşınca Dörtyol’a akrabalarımıza davetiye gönderdiler.
Güllü benim evleneceğimi duyunca:’bana edeceğin bumuydu Kazım’ der. Annesiyle babası düğüne geleceği gün Güllü bende sizinle düğüne geleceğim der. Anne baba karşı çıkar. Güllü kararlı, ‘ille de geleceğim’. Bakarlar Güllü sözden anlamıyor. Güllü’yü kapılarındaki dut ağacına bağlarlar. Onlar uzaklaşınca evdekiler çözer. Fakat döndüklerinde artık Güllü eski Güllü değildir. Kara sevdaya tutulmuş olmuş bir divane. Hocalar, ziyaretlere, doktorlara götürürler. Güllü biraz iyileşir. Sonrada oradan biriyle evlendirilir.
Bu olayı ben çok sonra duydum. Bunu duyunca bende Güllü gibi aklım başımda yok, yer demi gök demi olduğumu bilmeden aylarca dolaştım durdum. Sonunda dayanamayıp hanımıma dedim ki, ‘ben artık gidiyorum, sende başının çaresine bak diyerek ceketimi alıp çıktım’.
On iki yıl İstanbul’da İİETTE’ şoförlüğü. Sonra baktım Güllü’yü yine unutamıyorum bu sefer ver elini Almanya on bir yılda orada kaldım. Tekrar yurda döndüğümde eski işim olan İİTTE şoförlüğüne devam ettim. Bir gün memleketten bir haber aldım annen hasta diye yedi yıl anneme baktım. Annemi kaybettim. Ondan birkaç yıl sonrada güllü hakkın rahmetine kavuştu şu an seksen beş yaşındayım. Güllü’nün aşkı hala benim yüreğimden çıkmaz”derken buğulanan gözleri birden yaşarıyor. Ben kendimi o kadar kaptırmışım ki sanki o yıllarda yanında ve anlatılanlarını görmüş gibiydim. Gerçek aşk bu olsa diye içimden geçiriyorum. Yaş seksenbeş ve hala Güllü’sü için yüreği çarpıyor. Aşkı için ağlıyor. Güllü’sünü anlatırken o anı yaşıyordu sanki. Güllü’sü için sanırım bu kadar gül dikmiştir. Her gülleri gördüğünde, Güllü’sünü belki görüyordur. Yine zaman su gibi akip gitmişti. Yine bir veda daha yaşanacaktı. İstemeye istemeye Bekir ve ben ayağa kalktık, ellerinden öperek vedalaştık. Bizi dış kapıya kadar uğurladı. Arkamızdan bize el sallayarak’ yine beklerim’ demişti.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
