Onursuzluğun böylesi az görülür. İnanın, birileri adına ben utancımdan yerin dibine geçiyorum. Bütün dünyaya rezil rüsva oluyoruz.
Hukuk ve adalet adına hiç olmayacak bir biçimde yıllar önce yapılmış bir kurultayın tek bir yargıç kararıyla yok sayılmasıyla, eski yönetim göreve getiriliyor. O “şaibeli” bulunmuş kurultayı kazanmış, “Butlan”ın görevden aldığı ekip bir sonraki olağanüstü kurultayda % 90’a yakın oy alarak yeniden seçilmiş ise de, partiyi güne kadar görülmedik bir başarı çizgisine getirse de, tüm baskılara, hukuksuz uygulamalara karşın halkı arkasından harekete geçirse de, büyük kitle hareketlerine önderlik etse de “Butlancı” ekip bunları hiç dikkate almıyor.
Yıllar önce kongre kaybetmiş, sonrasında partide tabanı, itibarı kalmamış beyimiz o tek bir mahkeme yargıcının verdiği kararla partinin genel başkanlık koltuğuna oturmayı kendisine hak görüyor. Sonra da kendisine yakın, önceki seçimlerde başarısız olmuş, delegenin ve halkın güvenini yitirmiş birilerini de yanına alıyor ve başlıyor ülke çapında il il seçilmiş parti yöneticilerini görevden almaya, onların yerine kendi seçilememiş, kuyruk titreterek aleste bekleyen politika madrabazlarını göreve atamaya… Onlar da hiç utanmadan, hiç sıkılmadan görevi kabul ediyorlar.
CHP’de yaşananlardan söz ettiğimi herkes anlamıştır sanırım.
Onursuzluğun böylesi Ortaçağ bataklığında daha az kalmış ve sınıflar mücadelesiyle insan onurunu yasalarıyla, bağımsız yargısıyla güvence altına almış bir gelişmiş ülkede, ya da Japonya gibi bir Uzak Doğu ülkesinde asla yaşanmaz, yaşanamaz. Orada insanlar böyle bir onursuzluğu asla kabul etmezler. Bunlarda hiç utanma, hiç arlanma yok. Askerlerinin mızraklarının ucuna kutsal Kur’an yapraklarını geçirerek Hz. Ali’ye karşı savaş kazanmış Muaviye örneklerini görmüş bir kültürün yoz rüzgârlarıyla inanılmaz ölçüde haysiyetsiz ve şerefsiz birileri çıkarmışız aramızdan. Bir yanımız Gâzi Ertuğrul’dan Gâzi Mustafa Kemal’e, kendini halkına adamış, şanı şerefi, makamı hiçe saymış onurlu Horasan ve Hazar gelenekli kandaş toplum yiğitlerimizde, bir yanımız bezirgân kültürüne bulaşmış, onurunu yitirmiş birilerinin açtığı utanmazlık gösterisinde…
Yaşanan her şey hukukun, yargı sisteminin amaçlı kullanıldığını apaçık ortaya koyarken, alınmış “Butlan” kararına ilişkin karar adli tatilinin başlayacağı güne kadar bekletilip Yargıtay’a gönderilmezken, diğer tarafta böyle bir yargı anlayışının verdiği kararla göreve gelmiş olanlar hiç utanmadan ortalığa çıkıp demeç vermeye, kendilerine mazeret üretmeye çalışıyorlar.
Helal olsun on yıla yakın bir süredir Anayasa Mahkemesi ve AİHM karalarına rağmen zindanda tutulan ama onurunu yitirmeyen Demirtaş’a, “Butlancı” kişinin görüşme talebini kabul etmiyor. Hâlâ görüşeceğiz diye utanmadan da açıklama yapıyorlar. Helal olsun, yiğit ve güzel insan, can dostum Ahmet Telli’nin sonsuzluğa uğurlanış törenine katılanlara. Onursuz “Butlancı” çelengini geri çevirerek ona ve yanındakilere en büyük utancı yaşatıyorlar ama onlarda utanacak bir duygu parçası kalmamış ki, ar damarları çatlamış adamların…
Bu yaşadıklarımız bizi tüm dünyanın gözünün önünde küçük düşürüyor. Dünyanın iliğini kemiğini sömürenlere, İslam halkları üzerine İsrail canilerini saldırtanlara karşı başımızı dik tutamıyoruz, aramızdan birilerinin dünyanın patronlarına “yaranma” çabaları tüm milletimizin, tüm halkımızın üzerine utanç verecek bir karanlık gibi iniyor.
Butlancıların ve yargıyı bir oyuncak gibi kullanmaya kalkanların hayatı zindan etmeye çalıştığı Özgür Özel ve ekibiyle hiçbir ilgim, hiçbir yakınlığım yok… Özgür Özel ile çok yıllar önce bir Ankara Kitap Fuarı’nda o bir eczacı-milletvekili, ben bir doktor-edebiyatçı olarak ayaküstü birkaç dakika sohbet etmek dışında bir yakınlığım da olmadı. Onun ve yanındaki insanların başına gelenlere üzülmemek, onların bir buçuk yılı aşkın bir süredir insanüstü bir çabayla gösterdikleri direniş ve umutla mücadeleye tutunma tarzlarını alkışlamamak elde değil.
“Butlan” kararı alınmış o kurultayda neler olmuş bitmiş, çoktan geride kaldı. Hâlâ politikayı bir kazanç kapısı gibi gören birçok aracının, tefecinin, müteahhitin yer aldığını bildiğim CHP’de taraflardan birisini tutan biri gibi değil, ülkesinin geleceğini düşünen bir sosyalist olarak bakıyorum olaylara. İki yıla yakın bir süredir halkın oylarıyla seçilmiş birilerine karşı yürütülen haksız ve adaletsiz bir saldırı var. Gün geçmiyor ki, bir yerel yönetici bir şafak baskınıyla derdest edilmesin, yeni bir soruşturma başlatılmasın. Gerçek ve iktidarı kazanma olasılığı olan muhalefet ortadan kaldırılmaya, emperyalizm ve ortakları için sorunsuz bir monarşinin temelleri sağlama alınmaya çalışılıyor. Bu olup biteni görememek için ya siyasi makam ve çıkar hırsıyla kör, ya da örneklerini bolca gördüğümüz kişiler gibi “onursuz”, “haysiyetsiz” olmak gerek…
Bizler dünyanın en donanımlı emperyalist ordularına ve onların üzerimize sürdüğü işgalcilere karşı dişle, tırnakla bir Kurtuluş Savaşı vermiş şehitlerin, gazilerin çocuklarıyız. Şimdi “Kurtuluş Savaşı”nı da iyice olmamışa çevirmeye, emperyalist ordularla işbirliği yapmış, en azından kendi tahtı için görmezden gelmiş padişahlara yeniden bir paye vermeye kalkıyorlar.
Bu halk onuruna, şerefine, haysiyetine düşkün olduğunu erkeç gösterecektir; ar damarları yırtılmış olanları arasından silip atacaktır… Yurdunun zenginliklerine, çocuklarının geleceğine er ya da geç sahip çıkacaktır. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın…
Aydınlık, umutla ve onurlu bir gelecek için el ele, kol kola vermeye devam.
Anarşi yok, büyük derleniş!
Gününüz aydın olsun değerli dostlar.