Bugun...


Dr. ALPER AKÇAM

facebook-paylas
FELSEFEDEN FUTBOLA / SELAM OLSUN VECİHİ TİMUROĞLU’NA…
Tarih: 25-10-2026 12:47:00 Güncelleme: 25-10-2026 12:47:00


Vecihi Timuroğlu, babam Dursun Akçam’dan bir iki yaş büyük olmalıydı... Bu hesapla “amca” demem gerekirken diyemedim. Dilim dolandı, yüreğim karşı çıktı onun amcalığına. O, doksan yıla dayanmış ömrünün her ânını bir yüz metre koşusundaymış gibi koşarak ve her şeyden önce kendisiyle yarışarak yaşamış, deviniminden, temposundan, tarzından hiç ödün vermemiş bir devrimci, gençliğini, yaşam coşkusunu hiç eksiltmemiş bir “abi” olabilirdi; öyle de kaldı benim belleğimde…
Göz açıp kapayana kadar, on iki yıl geçmiş onu uğurlayalı.
Babam Dursun Akçam’ın can ciğer dostuydu. Baba gibi dosttu… Mücadeleciydi, üretkendi, gülendi, konuşandı; araştırandı, yazandı…
Dursun Akçam’ı o zor hastalık sürecinde bir gün bile yalnız bırakmadı. Eryaman’dan Çiğdem Mahallesi’ne, otobüs, minibüs aktara aktara her gün gelip onun yanına çıktı.
Dursun Akçam’ın uğurlanışından sonra da dostluğu, yoldaşlığı onunla oldu. Dursun Akçam Ormanı’nı onunla açtık. İlk Kültür Sanat Günleri’nde önemli konuşmacılarımız arasında o da vardı.
Çok geniş bir coğrafyanın, adı bilinmedik ekinlerin harman olduğu bir varsıllık taşardı benliğinden... “Demek, Moğollar, Anadolu’yu çiğneyip geçtiklerinde Selçuklu’ya başkaldıran Baba İlyas, Arnavut’muş! Haydi kimin elini öpersen öp! Deyiş kolaylığı diye bir şey düşünmüyor bu yurttaş. Türkistan Nakşileri’yle Bektaşi’ler ‘ata’ derler. Anadolu’daki Dedem Korkut, Horasan illerinde ‘Korkut Ata’ değil midir?” diye anlatır. Aynı kitabın ilerleyen sayfalarında Ermenistan şiiriyle ilgili çözümlemeler yapar, örnekler sunar. (Vecihi Timuroğlu, Mektuplar, s. 223, Başak Yayınları)
Kentten kente, toplantıdan toplantıya dolaşırdı Vecihi abi. Bir kent belediyesinin etkinliğinde Garip Şiiri üzerine deneme tarzında bir konuşma yapar, bir diğer kentteki üniversitenin sempozyumuna edebiyatla felsefe arasındaki bağıntıyı deşeleyen bir bildiriyle katılır, bir bakarsın, Dil Dergisi’nde Vüs’at O. Bener’in öykü ve romanları üzerine bir denemesi yayınlanırdı. Onun çağında henüz muhalif belediyeler hallaç pamuğu gibi atılmaya başlanmamıştı. Üniversiteler de sallabaşların makam kaptıkları yerler değil, az buçuk bilim yuvalarıydı.
Vecihi Timuroğlu, aynı zamanda yılmaz bir eylemciydi. Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı kurucularındandı.
Bir zamanların üniversite giriş sınavlarından voleybol ve basketbola Türkiye şampiyonu, mensubu olmaktan onur duyduğum Ankara Atatürk Lisesi’ni beş paralık etmek üzere görevli getirilmiş “Milliyetçi Cephe”nin faşist müdürü “Deli Veli’nin yerine geçen, Can Dündar ve daha nice aydının gönlünde taht kurmuş bir öğretmen, bir yöneticiydi.
Bulunduğu hiçbir yerde en küçük bir tedirginlik duymadan neye inanırsa onu yüksek sesle söylemekten kaçınmaz, eleştirirken ben dâhil kimsenin gözünün yaşına bakmazdı.
Kişiliğinin belki de önemli ayıracı, hem Marksçı bir anlayışla dünyayı ve toplumu çözümlemeye çalışması, hem de sıkı bir Kuvayı Milliye ve Atatürk yandaşı olmasıydı. Marksçılıkla Atatürkçülüğü aynı ve bir “Anadolu toplumsalcılığı” yörüngesinde birlikte değerlendirebilmişti Vecihi Abi. Marksçılığı tartışılmaz bir inak gibi ele alan kimi sol yobazlardan, dogmacı softalardan değildi. Kendi toprağının kokusunu, kendi insanının özünü bilimci bir bakışla içine sindirebilmişti. Hem soyutlamada, kuramsal bir bakışla dünyayı gözlemede, hem de sanatsal somutlamada, tek tek olgu ve birey çözümlemesinde diyalektik bir kıvraklıkla davranabilmişti.
Eryaman’daki küçücük bekâr evinin kitap kokulu duvarlarından dışarılara, sabahtan akşama, akşamdan sabaha onun çabasının, gayretinin, çalışkanlığının ve insan duyarlılığının ateşi, aydınlığı vururdu. Vecihi Timuroğlu’nun yalnızlığı, dünyanın kendini sınadığı, yaşamın yeni bir anlam kazanmak için uğramadan edemediği bir bilge evi, Şaman yurdu gibiydi.
Vecihi Timuroğlu, şiirsel diline kimi zaman genç yaşta zalim bir kurşunun elinden aldığı dal boylu Kürşat’ın yitiminden sonra onu da diyalojisine sesiyle katarak farklı bir çoğullukla donattı yazılarını. Kürşat’ın başka dünyalardan, bir tür halk mitolojisinden seslenen aşkın gücü anakritik bir kurguyla uyardı zaman zaman babasını.
Vecihi Timuroğlu, yalnızca bir şair, bir eleştirmen, bir yazın ustası değil, aynı zamanda bir felsefeci, filozofça düşünen bir tarihçi, bir “ideoloji” adamıydı, ağabeydi, babaydı, dosttu. Bursa’da hekim olarak çalıştığım yıllarda babam Almanya dönüşü yaşadığı Kuşadası’ndan Ankara’ya geldiğinde bana da haber verirdi. Vecihi abi de katılırdı aramıza; Kızılay’a o eski, salaş Tavukçu Meyhanesi’nde buluşurduk. Felsefeden futbola her şeyi konuşur; yanımıza katılan dostlarla meclisi büyütür, bir kültür yelpazesinde oradan oraya koştururduk. Masadan her kalkıp geri geleni, o Anadolu erdemliliğiyle, ayağa kalkarak karşılar, gelen oturduktan sonra o da yerine otururdu.
Vecihi Timuroğlu, hayat koşusunun her ânını bir yüz metreci gibi koşan bir maratoncuydu; yılmaz usanmaz bir devrimciydi. Babam Dursun Akçam için Adam Sanat Dergisi’ne yazdığı bir şiirin son dörtlüğünü en az babam kadar kendisi de hak etmiştir, bunu biliriz.
“Şimdi söyle Cilavuzlu yiğit’in yoldaşı / Üstüne ordular gelemezdi döğüşte
Hiç yenilmedin mi söyle tanrı aşkına / Yitirdiğin savaş var mı yaşamında”
Yattığın dost toprağa ve sana selamlar olsun sevgili Vecihi ağabey.


Bu yazı 2 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI