Zaman geçtikçe, hele de günümüzde çıkar ve iktidar uğruna kırk takla atanları, elindeki yetkiyi kötüye kullanarak insanları zulme uğratanları, adalet terazini siyasi hesaplar için kıranları, kırdıranları gördükçe, aramızda sessiz sedasız yaşayıp onurunu zedeletmemiş, elindeki olanakları kişisel ve duygusal lekelerle kirletmemişlerin değerini çok daha iyi anlıyoruz.
Bu yalan dünyada kalacak olan bir şerefli addır, bir namuslu, onurlu davranıştır. Herkesin kulağına küpe olsun. Televizyon ekranlarında insanların âhını aldıkça kibirlenenleri, kendilerini bir adam sananları gördükçe de öfkem bileniyor, onurunu koruyan, zulme meydan okuyan insanlara duyduğum saygı çoğalıyor.
Hiç ummazdım Dışkapı SSK Hastanesi genel cerrahi asistanlığı yıllarımda sicil amirim olmuş, 1. Cerrahi klinik şey yardımcımız Op. Dr. Nazım Gönül’ün bana öyle bir parlak sicil notu vereceğini… Aramızda sorunlar yaşanmıştı. Bizim ayağımıza kadar gelip bazı uzmanlara Et-Balık kıyması taşıyan, büyük otellerde garsonluk yaparken oraya giden hekimleri ucuza iyi ağırlayan sigortalı işçiler vardı. Asker emeklisi (albay) kökenli Nazım abi (öyle seslenirdik) benden o işçilerden birine rapor vermemi isteyince, “Ben hasta olmayana rapor vermem; sen de hekimsin, sen ver”, yanıtını vermiştim. O gün, bana hiç de hoş olmayan bir şeyler söylenerek odasına gitti. Ben de arkasından gittim; çok öfkelenmiştim. Kapısını sertçe kapatıp oldukça okkalı bir sayıp sıraladıktan sonra dışarı çıktım. Sonrasında başka olaylar da yaşandı. Onun sorumlu olduğu, benim kıdemli asistan olarak girdiğim bir ameliyat gününde, ona sıkça bazı armağanlar getiren, cerrahi becerisi henüz bir mide ameliyatı yapmaya yetmeyecek bir asistana mide ameliyatı yaptırmamı istemiş, ben hastaya zarar verebileceğini düşünerek, hastanın hazırlığını yapıp sağına geçmiş asistan arkadaşı, sola, yardımcı hekim yerine geçirerek ameliyatı kendim yapmıştım. Nazım abi ameliyat bitimine yakın geldi, bana öfkeliydi. Sonraki ameliyatı ben yaptıracağım dedi, beni ekipten çıkardı. O gün, ameliyat ettikleri şişman kadının karnında unuttukları Mikuliç Pensi’ni (tıbbi alet sorumlusu personel Küçük Ali’yle birlikte, seyyar röntgen kullanarak ben ortaya çıkarmıştım) çıkarmak için hastayı ikinci kez ameliyata aldıklarında tüm cerrahi servislerine haber vermiştim, ameliyathane ana baba günü olmuştu ve oldukça trajikomik bir tablo yaşanmıştı.
Aradan yıllar geçti. Erzincan Askeri Hastanesi Genel Cerrahi uzmanı olarak Erzincan Sıkıyönetim Mahkemelerinde bilirkişi olarak katıldığım siyasi davalarda mahkeme heyetleriyle çatır çatır tartışarak işkence yapıldığını kabul ettirmiş ve iki jandarma yüzbaşısı ile üç polis görevlisinin açığa alınmasına, onların da bana müthiş öfke duymalarına yol açmıştım. O yüzbaşılar beni Erzincan Trafik Bölge Müdürlüğü’ndeki polis hemşerilerim aracılığıyla çağırtarak öldürecekleri bildirerek açıkça tehdit etmişler, çok zor günler geçirmiştim. Soruşturma timlerinde çalışmış, daha önce dört kez hemoroid ameliyatı olduğu halde ıztırap içinde yaşayan, sonrasında benim ameliyat edip bütün yakınmalarına son verdiğim Jandarma Astsubay Başçavuş Ragıp Çam (işkence yaptık işte, yalan mı söyleyeyim demişti) ve olayların intikal ettiği 3. Ordu Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı’nın devreye girmesi ile benim geçmişim, memur kimliğim yeniden soruşturulmuş ve Daire Başkanı Albay tarafından yüzüme “çok parlak bir sicile sahip olduğum” söylenmişti.
“Aslan Asker Arslan” romanımda bu olayları bir edebi kurgu içinde yeniden yaşadım, yaşatmaya çalıştım.
Dışkapı SSK Hastanesi’nde dört yıl sicil amirim olmuş olan Op. Dr. Nazım Gönül, aramızda yaşanmış onca olaya rağmen bana en yüksek sicil notunu vermekte de tereddüt etmemişti.
Selam olsun o güzel insanın anısına, selam olsun her şeye karşın, onurunu, şerefini, vicdanını koruyanlara…
Gününüz aydın olsun sevgili dostlar…