Bugun...


Halise TEKBAŞ

facebook-paylas
İTAAT TOPLUMU
Tarih: 16-09-2026 18:51:00 Güncelleme: 16-09-2026 18:51:00


İtaat toplumu, itaat toplumudur. Sorgulamadan kabul eden, düşünmeden onaylayan, yanlış olduğunu gördüğü hâlde susmayı tercih eden bir toplumun zamanla kendi sesini de kaybetmesi kaçınılmazdır. Çünkü insanın yalnızca konuşma hakkı değil, düşünme ve soru sorma hakkı da vardır. Bir toplum soru sormaktan vazgeçtiğinde, yalnızca kelimelerini değil, geleceğini de sessizliğe teslim etmeye başlar.

İtaat etmek ile birlikte yaşamanın gerektirdiği kurallara uymak aynı şey değildir. Toplum düzeninin devamı için ortak kurallara ihtiyaç vardır. Ancak kurallara uymak, aklı ve vicdanı bir kenara bırakmak anlamına gelmez. Asıl mesele, insanın kendisine söyleneni olduğu gibi kabul etmek yerine “Neden?” diye sorabilmesidir.

Çünkü “Neden?” sorusu bazen bir toplumun en güçlü cümlesidir.

Neden böyle?

Neden bunu kabul ediyoruz?

Neden susuyoruz?

Neden yanlış olduğunu düşündüğümüz bir şeyi yalnızca çoğunluk söylüyor diye doğru kabul ediyoruz?

Bu soruların sorulmadığı yerde düşünce körelir. İnsanlar zamanla kendi kararlarını vermek yerine başkalarının kararlarına göre yaşamaya başlar. Kendi aklına güvenmeyen, kendi vicdanının sesini bastıran insan, bir süre sonra ne düşündüğünü bile unutabilir.

İtaat kültürü yalnızca büyük meselelerde ortaya çıkmaz. Aile içinde başlar, okulda şekillenir, iş hayatında devam eder, toplumun farklı alanlarında kendisine yeni biçimler bulur. Çocuğa “Sen sus, büyükler konuşuyor” denildiğinde başlayan alışkanlık, yetişkin olduğunda “Sorgulama, sana söyleneni yap” düşüncesine dönüşebilir. Böylece soru sormak ayıp, itiraz etmek saygısızlık, farklı düşünmek ise tehdit gibi görülmeye başlanır.

Oysa farklı düşünmek bir toplumun zenginliğidir.

Aynı şeyi düşünen milyonlarca insanın oluşturduğu bir kalabalık ile düşünebilen, tartışabilen, eleştirebilen insanların oluşturduğu toplum arasında önemli bir fark vardır. Birincisinde sessizlik kolaydır; ikincisinde düşünce canlıdır.

Bir toplumun gelişebilmesi için yalnızca itaat eden insanlara değil, düşünen insanlara ihtiyacı vardır.

Eleştiri düşmanlık değildir.

Soru sormak saygısızlık değildir.

İtiraz etmek bölücülük değildir.

Bazen itiraz, bir şeyi daha iyi hâle getirme çabasıdır.

Bazen susmamak, başkasının hakkını korumaktır.

Bazen “Ben böyle düşünmüyorum” diyebilmek, insanın kendisine duyduğu saygının göstergesidir.

Fakat itaat toplumlarında insan yalnızca dışarıdan gelen baskıyla susmaz. Zamanla kendi kendisini de susturmaya başlar. “Böyle gelmiş, böyle gider” der. “Ben neyi değiştirebilirim?” diye düşünür. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışına sığınır. Başkasının yaşadığı haksızlık karşısında sessiz kalırken, kendi başına geldiğinde herkesin ayağa kalkmasını bekler.

İşte asıl tehlike burada başlar.

Çünkü özgürlük yalnızca kendimiz için istediğimiz bir şey değildir. Özgürlük, başkasının da düşünmesine, konuşmasına, itiraz etmesine ve kendi hayatı hakkında söz sahibi olmasına tahammül edebilmektir.

Bir toplumun vicdanı, yalnızca kendi başına gelenlere verdiği tepkiyle ölçülmez. Başkasının acısını gördüğünde ne yaptığı da önemlidir.

Bugün başkasının susturulmasına ses çıkarmayan insan, yarın kendi sözünü söylemek istediğinde karşısında aynı sessizliği bulabilir.

Bu nedenle toplumların en büyük ihtiyacı körü körüne itaat değil, bilinçli yurttaşlıktır.

Bilinçli insan her söylenene karşı çıkmaz; fakat her söyleneni de doğru kabul etmez. Dinler, araştırır, düşünür, karşılaştırır ve kendi vicdanıyla karar verir.

Bence gerçek olgunluk da burada başlar.

İtaat etmek kolaydır.

Düşünmek ise emek ister.

Sorgulamak cesaret ister.

Yanlış olduğunu düşündüğün bir şey karşısında yalnız kalmayı göze almak ise daha büyük bir cesaret ister.

Ama toplumları ileriye taşıyanlar, yalnızca kalabalığa karışanlar değil; gerektiğinde kalabalığın içinde kendi düşüncesini koruyabilen insanlardır.

Ben susmanın her zaman huzur getirdiğine inanmıyorum. Bazen susmak, yalnızca sorunu büyütür. Söylenmeyen her söz, zamanla insanın içinde ağırlaşır. Sorulmayan her soru, cevapsızlığın duvarını biraz daha yükseltir.

Bu yüzden çocuklarımıza yalnızca itaat etmeyi değil, düşünmeyi öğretmeliyiz.

“Bana itaat et” demek yerine “Neden böyle düşündüğünü anlat” diyebilmeliyiz.

Çünkü yarının toplumu, bugün yetiştirdiğimiz çocukların düşünme biçimiyle şekillenecek.

Soru soran çocuk, araştıran yetişkine dönüşür.

Araştıran insan, bilinçli karar verir.

Bilinçli karar veren insan ise toplumun yalnızca izleyicisi olmaz; yaşadığı çevrenin sorumluluğunu üstlenir.

İtaat toplumu, itaat toplumudur.

Ama sorgulayan toplum, değişimin kapısını açabilir.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en basit soru şudur:

Bize söyleneni mi yaşıyoruz, yoksa kendi aklımız ve vicdanımızla mı yaşıyoruz?

Bu sorunun cevabı, yalnızca bireysel hayatımızı değil, nasıl bir toplum olmak istediğimizi de belirleyecektir.



Bu yazı 114 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI