Bugun...


Halise TEKBAŞ

facebook-paylas
YARIN HİÇ GELMEYECEKTİR
Tarih: 19-09-2026 09:02:00 Güncelleme: 19-09-2026 09:29:00


İnsan hayatı boyunca en çok hangi kelimeyi kullanır, hiç düşündünüz mü? Belki “sonra”, belki “yarın”, belki de “şimdi değil.” Hep bir bahanemiz vardır. İşimiz vardır, yetişmemiz gereken yerler vardır, yapılacak onlarca şey vardır. Birini aramak için vaktimiz yoktur. Bir dostun kapısını çalmak için müsait değilizdir. Sevdiğimiz birine güzel bir söz söylemek için uygun zamanı bekleriz. Kendimize zaman ayırmak için de “yarın” deriz. Sonra o yarın gelir sanırız. Oysa bazen gelmez.

“Hep meşgulüm,” diyen insan gerçekten de zaman bulamaz. Çünkü hayatını meşguliyetlerin arasına sıkıştırmıştır. Hep “vaktim yok,” diyenin gerçekten de vakti yoktur. Çünkü zamanını neye ayıracağını seçmek yerine, zamanın onu sürüklemesine izin vermiştir. “Yarın yaparım,” diye diye yaşayan insan ise bir gün dönüp arkasına baktığında, yapmayı düşündüğü pek çok şeyin hiç yapılmadığını görür.
Çünkü hayatın en büyük yanılgısı, yarının garanti olduğunu sanmaktır.
Oysa yarın bir söz değildir. Yarının geleceğine dair elimizde verilmiş bir garanti yoktur. Biz sadece bugünümüzden eminiz. Elimizde olan tek gerçek, şu anda yaşadığımız andır. Buna rağmen çoğu zaman bugünü erteler, yarını bekleriz. Sevgimizi yarına bırakırız. Özrümüzü yarına bırakırız. Bir dostla buluşmayı yarına bırakırız. Hayallerimizi yarına bırakırız. Dinlenmeyi, gezmeyi, gülmeyi, sevmeyi bile yarına bırakırız.
Sonra bir gün “Keşke” kelimesi çıkar karşımıza.
Keşke arasaydım.
Keşke gitseydim.
Keşke sarılsaydım.
Keşke o sözü söyleseydim.
Keşke kendime biraz zaman ayırsaydım.
Keşke hayallerimin peşinden gitseydim.
Fakat hayatın en acı tarafı, “keşke”lerin geçmişi değiştirememesidir.
Hepimizin hayatında ertelenmiş bir telefon vardır. Aramak isteyip de aramadığımız bir insan, söylemek isteyip de söylemediğimiz bir söz, gitmek isteyip de gitmediğimiz bir yer vardır. “Daha sonra konuşuruz,” dediğimiz insanlar vardır. Oysa bazı insanlarla daha sonra konuşma fırsatı hiç gelmez.
İşte insanın en büyük pişmanlığı da burada başlar.
Çünkü zamanın geçtiğini çoğu zaman saatten değil, kayıplardan anlarız.
Bir insan hayatımızdan çıktığında, onunla geçiremediğimiz zamanların değerini fark ederiz. Bir yakınımızı kaybettiğimizde, birlikte içtiğimiz bir kahvenin bile ne kadar kıymetli olduğunu anlarız. Bir dost uzaklaştığında, “Bir gün buluşuruz,” sözünün aslında ne kadar kolay söylenmiş ama ne kadar zor gerçekleşmiş olduğunu düşünürüz.
Hayat bize her şeyi yeniden deneme fırsatı vermiyor.
Bazı kapılar bir kez kapanıyor.
Bazı insanlar bir kez gidiyor.
Bazı anlar bir daha yaşanmıyor.
Bazı sözler söylendiği anda anlam kazanıyor.
Bu yüzden hayatı sürekli ertelemek, aslında hayatın kendisini ertelemektir.
Elbette insanın sorumlulukları vardır. Çalışmak, kazanmak, yetişmek, mücadele etmek gerekir. Kimse hayatını yalnızca eğlenerek ve dinlenerek sürdüremez. Fakat mesele çalışmak değildir. Mesele, çalışırken yaşamayı unutmak; sorumlulukların arasında sevdiklerimizi, kendimizi ve hayallerimizi kaybetmektir.
Sabah evden çıkarsın, akşama kadar koşturursun. Eve geldiğinde yorgunsundur. “Bugün de olmadı,” dersin. Ertesi gün aynı telaş başlar. Sonra bir hafta geçer, bir ay geçer, bir yıl geçer. Bir bakarsın çocukların büyümüş, anne baban yaşlanmış, dostların uzaklaşmış, hayallerin tozlanmış. Sen hâlâ “Bir gün yapacağım,” diyorsundur.
O bir gün ne zaman gelecek?
İşte insanın kendisine sorması gereken soru budur.
Çünkü “bir gün” dediğimiz zamanın takvimde bir karşılığı yoktur.
Pazartesi değildir.
Salı değildir.
Ayın herhangi bir günü değildir.
Bir gün, çoğu zaman hiç gelmeyecek olan belirsiz bir zamandır.
Hayallerimizi “bir gün”e bıraktığımızda, onları aslında belirsizliğe bırakmış oluruz.
Bir kitabı yazmak istiyorsan başla.
Bir şiir yazmak istiyorsan kalemi eline al.
Bir dostunu özlediysen ara.
Bir gönül kırdıysan özür dile.
Birini seviyorsan söyle.
Bir yere gitmek istiyorsan imkânın ölçüsünde yola çık.
Dinlenmeye ihtiyacın varsa kendine biraz zaman ayır.
Çünkü hayatın en güzel anları çoğu zaman planladığımız o büyük günlerde değil, küçük ve sıradan anların içinde saklıdır.
Birlikte içilen bir çayda…
Kısa bir sohbette…
Beklenmedik bir telefonun sesinde…
Bir dostun omzunda…
Sevdiğimiz insanın gözlerinde…
Bir çocuğun gülüşünde…
Bir sabah güneşinde…
Bir akşamüstü yürüyüşünde…
Biz ise çoğu zaman bunların hepsini fark etmeden geçip gideriz.
Çünkü acelemiz vardır.
Nereye gittiğimizi bilmeden bir yerlere yetişmeye çalışırız.
Hayatın kendisini yaşamak yerine, hayatı tamamlamaya çalışırız.
Oysa hayat tamamlanacak bir yapılacaklar listesi değildir.
Hayat yaşanacak bir yolculuktur.
Ve bu yolculukta sadece hedefe ulaşmak değil, yolda ne gördüğümüz de önemlidir.
Belki de hep meşgul olduğumuzu söylememizin altında başka bir gerçek vardır: Bazı şeylere gerçekten zaman ayırmak istemiyoruzdur. Çünkü insan, önem verdiği şey için mutlaka bir yer açar. Her zaman saatlerce vakit bulamayabilir ama birkaç dakikayı bulabilir. Bir mesaj yazabilir. Bir telefon açabilir. Bir “Nasılsın?” diyebilir. Bir “Seni düşündüm,” diyebilir.
Demek ki mesele her zaman zamanın olmaması değildir.
Bazen mesele, neye öncelik verdiğimizdir.
Bir insanın hayatındaki yerimizi anlamak istiyorsak, söylediklerine değil, ayırdığı zamana bakmak gerekir. Çünkü sözler kolaydır. “Çok yoğunum,” demek kolaydır. “Sonra konuşuruz,” demek kolaydır. “Bir ara görüşürüz,” demek kolaydır. Fakat gerçekten değer veren insan, bütün yoğunluğunun içinde bile bir şekilde yer açar.
Aynı şey bizim için de geçerlidir.
Sevdiklerimize zaman ayırmıyorsak, onları sevmediğimiz anlamına gelmez belki; ama sevgimizi göstermeyi sürekli erteliyorsak, bir gün o sevginin karşı tarafa ulaşmadan içimizde kaldığını görebiliriz.
İnsanların en büyük yanılgılarından biri de sevdiklerinin hep orada olacağını düşünmesidir.
“Nasıl olsa annem var.”
“Nasıl olsa babam arar.”
“Nasıl olsa arkadaşım beni bekler.”
“Nasıl olsa sevdiğim insan beni anlar.”
“Nasıl olsa yarın konuşuruz.”
Hayır.
Hiçbir şey “nasıl olsa” değildir.
İnsanlar bekler, ama sonsuza kadar değil.
Kalpler sever, ama sonsuza kadar aynı biçimde değil.
Sabır vardır, ama onun da bir sınırı vardır.
Ve zaman geçtikçe her şey değişir.
Belki bugün yanımızda olan insan yarın başka bir şehirde olacaktır. Belki bugün sarılabildiğimiz birine yarın yalnızca fotoğraflardan bakacağız. Belki bugün söyleyebileceğimiz bir söz, yarın içimizde ağır bir yük haline gelecek.
İşte bu yüzden hayatı ertelememek gerekir.
Bugün sev, bugün ara, bugün sor, bugün özür dile, bugün affet, bugün gül, bugün yaşa.
Çünkü yarın gerçekten gelebilir, ama bugün bir daha gelmeyecek.
Her geçen gün, hayatımızdan bir sayfanın daha kapanmasıdır. O sayfaya ne yazdığımız ise bizim elimizdedir. İster “vaktim yoktu” yazarız, ister “yaşadım”…
İster “çok meşguldüm” deriz, ister “sevdiklerime zaman ayırdım”…
İster “bir gün yaparım” deriz, ister bugün başlarız.
Hayatın bize sunduğu en büyük zenginlik zamandır. Para kaybedilebilir, yeniden kazanılabilir. Eşyalar kırılabilir, yenisi alınabilir. Evler değişebilir, yollar yeniden yürünebilir. Ama geçen zaman geri getirilemez.
Bu yüzden zamanımızı kime verdiğimize dikkat etmeliyiz.
Bizi tüketen insanlara saatlerimizi harcayıp bizi sevenlere beş dakikamızı bile çok görmemeliyiz.
Hayallerimizi başkalarının beklentilerine feda etmemeliyiz.
Kendi hayatımızı sürekli bir sonraki güne taşımamalıyız.
Çünkü bir gün aynaya baktığımızda, yılların nasıl geçtiğini anlayamayabiliriz.
O gün geldiğinde elimizde yalnızca anılar kalır.
Ve insanın en güzel anıları, çoğu zaman “müsait olduğunda” değil, hayatın içinde kendiliğinden yaşadığı anlardır.
Belki bugün hayatınızda ertelediğiniz bir şey vardır.
Bir telefon, bir ziyaret, bir özür, bir karar, bir hayal, bir başlangıç…
Öyleyse daha fazla beklemeyin.
Mükemmel zamanı aramayın.
Çünkü mükemmel zaman çoğu zaman hiç gelmez.
Şartların tamamen uygun olmasını beklersek, hayat elimizden akıp gider.
Bazen eksik şartlarla başlamak, hiç başlamamaktan daha iyidir.
Bazen kısa bir görüşme, yıllarca ertelenmiş bir buluşmadan daha değerlidir.
Bazen tek bir cümle, insanın kalbinde yıllarca taşıdığı bir yükü hafifletir.
Bazen “Seni seviyorum,” demek için gereken tek şey cesarettir.
Ve bazen insanın hayatını değiştiren şey, büyük kararlar değil, küçük bir “bugün başlayacağım” cümlesidir.
Unutmayalım:
Hep meşgul olduğunu söylersen, hiç müsait olamazsın.
Hep zamanın olmadığını söylersen, gerçekten hiç zamanın kalmaz.
Hep yarın yapacağını söylersen, yarın geldiğinde yine başka bir yarın bulursun.
Sonra yıllar geçer.
Ve bir gün anlarsın ki beklediğin o yarın, aslında hayatının içinden sessizce geçip gitmiştir.
O yüzden bugün elindeki zamana sahip çık.
Seviyorsan sev.
Özlediysen ara.
Kırdıysan gönlünü al.
Hayalin varsa ilk adımı at.
Kendini ihmal ettiysen kendine dön.
Çünkü hayat, ertelenmeyecek kadar kısa.
Ve yarın, sandığımız kadar bize ait değil.
Bugün var.
Bugün nefes alıyoruz.
Bugün seviyoruz.
Bugün konuşabiliyoruz.
Bugün sarılabiliyoruz.
Bugün değiştirebiliyoruz.
Öyleyse hayatı yarına bırakma.
Çünkü yarın belki gelir…
Ama bugün bir daha asla geri gelmeyecek.



Bu yazı 35 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI