Bugun...


Halise TEKBAŞ

facebook-paylas
SANDIKTA VERİLEN OYUN ADRESİ DEĞİŞİR Mİ?
Tarih: 07-10-2026 21:09:00 Güncelleme: 07-10-2026 21:09:00


İzmir bugün yalnızca bir belediye başkanının parti değiştirmesini konuşmuyor. İzmir, çok daha önemli bir sorunun cevabını arıyor:

Sandıkta verilen oy, seçilmiş bir başkanın siyasi tercihiyle başka bir partiye taşınabilir mi?

Bu soruyu sormak zorundayız.

Çünkü demokrasi yalnızca sandığa gitmekten ibaret değildir. Demokrasi, sandıkta ortaya çıkan iradeye saygı göstermektir. Seçmenin verdiği oyun arkasındaki siyasi tercihi anlamak, o tercihin sorumluluğunu taşımaktır.

31 Mart 2024'te İzmirli seçmen sandığa gitti. Tercihini yaptı. CHP'nin adayı Cemil Tugay'ı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçti.

Seçmen neye oy verdi?

Bir kişiye elbette.

Ama yalnızca kişiye değil.

Bir siyasi anlayışa, bir partiye, bir programa ve o partinin İzmir için ortaya koyduğu yönetim anlayışına da oy verdi.

Şimdi gelinen noktada ise aynı başkan AK Parti saflarında.

İşte benim asıl itirazım burada başlıyor.

Kimse bir insanın siyasi tercihini değiştirme hakkını elinden alamaz. Her siyasetçi istediği partiye geçebilir. Bu, kişisel bir siyasi tercihtir.

Fakat ortada başka bir gerçek daha vardır:

O koltuğa oturan kişi, o koltuğa kendi oyuyla gelmedi.

O koltuğu ona seçmen verdi.

Seçmen verdiği yetkinin siyasi yönünün seçimden sonra değiştirilmesini kabul etmek zorunda mı?

İşte bunu tartışmamız gerekiyor.

Bir belediye başkanı seçimden sonra parti değiştirdiğinde, hukuken görevine devam edebilir. Buna kimsenin itirazı olmayabilir.

Ama demokrasi sadece hukuk maddelerinden ibaret değildir.

Bir de siyasi ahlak vardır.

Bir de seçmene karşı sorumluluk vardır.

Bir de verilen sözlerin ağırlığı vardır.

Bir de sandıkta size güvenen insanların vicdanı vardır.

İzmir'de bugün yükselen tepkinin asıl nedeni de budur.

İnsanlar “Başkan parti değiştiremez” demiyor yalnızca.

Asıl sordukları soru şu:

“Biz sana hangi parti adına oy verdik?”

Bu soru küçümsenecek bir soru değildir.

Çünkü seçim meydanlarında adaylar yalnız başlarına dolaşmazlar. Arkalarında partileri vardır. Partilerinin amblemleri vardır. Programları vardır. Söylemleri vardır. Seçmene verdikleri sözler vardır.

Sandıkta bütün bunlar bir araya gelir ve oy olur.

Sonra seçim biter.

Eğer seçilmiş kişi kısa bir süre sonra siyasi adresini değiştirirse, seçmenin verdiği oyun anlamı ne olacaktır?

İşte burada demokrasi ile hukukun arasındaki ince çizgi karşımıza çıkıyor.

Hukuken mümkün olan her şey, siyasi açıdan doğru mudur?

Bence asıl tartışmamız gereken budur.

Bugün İzmir'de yaşanan olay yalnızca İzmir'in meselesi değildir.

Bu mesele yarın başka bir şehirde, başka bir belediyede, başka bir partide de karşımıza çıkabilir.

Bugün CHP'nin adayı olarak seçilen bir belediye başkanı AK Parti'ye geçebilir.

Yarın başka bir partinin adayı seçilir, sonra başka bir partiye geçebilir.

Peki bunun sonu nereye varır?

Seçmen sandığa gidecek.

Bir partiye oy verecek.

Bir adayı seçtiğini düşünecek.

Sonra seçilmiş kişi siyasi olarak başka bir adrese geçecek.

O zaman sandığın anlamı ne olacak?

Eğer bu durum normalleştirilirse, seçmenin siyasi iradesi kişilerin siyasi kariyerlerinin gerisinde kalmaz mı?

Benim kaygım tam da burada.

Çünkü siyaset, yalnızca makam kazanma sanatı değildir.

Siyaset aynı zamanda emanet taşıma sanatıdır.

Seçmenin verdiği oy bir emanettir.

O emanetin üzerinde yalnızca bir isim yazmaz.

O emanetin içinde insanların umudu vardır.

İnancı vardır.

Beklentisi vardır.

Çocuğunun geleceği vardır.

Mahallesinin yolu, suyu, ulaşımı, altyapısı vardır.

Kentin yarını vardır.

İşte bu nedenle siyasetçilerin sandıktan çıkan sonucu yalnızca hukuki bir yetki olarak görmemesi gerekir.

Sandık aynı zamanda vicdani bir sorumluluktur.

İzmir'deki tartışmanın büyümesinin nedeni de budur.

İnsanlar kendilerini yalnızca bir belediye başkanına oy vermiş gibi görmüyor.

Bir siyasi tercihte bulundular.

Şimdi o tercihin karşısında başka bir siyasi tablo görüyorlar.

Bu nedenle meseleye sadece “Başkan istediği partiye geçebilir” diyerek bakmak yeterli değildir.

Evet, geçebilir.

Ama seçmenin de bunu sorgulama hakkı vardır.

Seçmenin de tepki gösterme hakkı vardır.

Seçmenin de “Ben sana bu parti için oy vermiştim” deme hakkı vardır.

Ve en önemlisi, seçmenin bir sonraki sandıkta bunun hesabını sorma hakkı vardır.

İşte demokrasinin en güçlü tarafı da budur.

Silah değil sandık.

Baskı değil oy.

Öfke değil tercih.

Son sözü yine millet söyler.

Bugün İzmir'de yaşananlar bize çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:

Bir siyasetçi partisinden ayrılabilir.

Bir siyasetçi başka bir partiye katılabilir.

Ama seçmenin verdiği oy, onunla birlikte parti değiştirmez.

O oy hâlâ seçmenin oyudur.

Ve o oyun hesabını da eninde sonunda yine seçmen sorar.

Benim sözüm herhangi bir partiye değil.

Benim sözüm sandığa.

Benim sözüm seçmenin iradesine.

Çünkü hangi partiden olursa olsun, sandıkta vatandaşın verdiği oyun üzerinde hiçbir siyasetçinin kişisel tasarrufu olmamalıdır.

Siyasetçi koltuğu değiştirebilir.

Partisini değiştirebilir.

Rengini değiştirebilir.

Ama milletin hafızasını değiştiremez.

Sandıkta verilen oy unutulmaz.

Seçmen de unutmaz.

Çünkü demokrasi, seçilmekle bitmez; seçmenin iradesine sadakatle devam eder.



Bu yazı 287 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI