Bugun...


Halise TEKBAŞ

facebook-paylas
DUVARLARIN KONUŞTUĞU YER: ULUCANLAR CEZAEVİ
Tarih: 04-10-2026 17:20:00 Güncelleme: 04-10-2026 17:20:00


Hani “Haziran’da ölmek zormuş” derler ya... Şairlerin, bu ülkenin aydınlık yüzlerinin toprağa düştüğü o hüzünlü ayda düştü yolumuz başkente. Ankara’ya her gidişimde ilk ziyaret ettiğim yer Anıtkabir’dir; dünya liderim, Atamın huzuruna varırım, oradan icazet alırım. Ardından ilk meclisimize gider, o kutsal çatının altında tarihin izini sürer, sergilenen kıyafetleri, eşyaları inceleyip geçmişe selam dururum. Sonra Ankara Kalesi’ne çıkar, o yüksekten başkentin eski ve yorgun suretine bakar, görürüm.

Ama bu defa, o kültür gezisinin ardından kalbimde bambaşka bir sızının eşiğindeydim. Uzun zamandır adını duyduğum, her seferinde niyetlenip bir türlü kısmet olmayan, “Bu kez kesin gideceğim” dediğim o yere; Ulucanlar Cezaevi’ne çevirdim yönümü. İyi ki de gitmişim, iyi ki ertelememişim... Ama inanın, bu kadar içimi yakacağını, dünyamı alt üst edeceğini, beni bu denli sarsacağını bilmiyordum. Rüyalarımı bile saran o ağır manzarayla yüzleştiğimde anladım ki bazı yerler sadece gezilmez; orada ruhunuz tutulur, nefesiniz kesilir, geçmiş üzerinize çöker.

Duvarların Konuştuğu Yer: Ulucanlar Cezaevi, Ankara’nın yokuşlu sokaklarına yukarıya doğru çıkarken gözüme ilk çarpan Ulucanlar Cezaevi’nin devasa istinat duvarları oldu. O duvarlara doğru tırmanırken başlar asıl yolculuk. Arkadaşlarımla birlikteydim. Ancak kalbimdeki o tarifsiz merakla, hızlı adımlarla yürüyüşe başlayarak onlardan biraz önde, adeta zamana karşı yarışır gibi ilerliyordum. Yürürken nefes nefese kalıyordum; bir an önce oraları görmek istiyordum. Merak ediyordum.

İçimden kendime geçiriyordum: “Ben nereye geldim? Burası nasıl bir yerdi böyle?” Normal bir müze gezeceğimi sanmıştım ya da ummuştum... Ama içeriye adım attığım o an, bütün düşüncelerim yerle bir oldu. Sarsıldım, şaşırdım ve gördüklerime inanamadım. Kalın zincirler, boğum boğum demir kapılar, demir ranzalar... Her şey soğuk, her şey acıydı. Ne göreceğimle, neyle karşılaşacağım bilemiyordum. Şaşkınlığım bir yanda, gördüğüm o ağır manzara bir tarafta...

Kendi kendime sordum: “Ben nereye geldim acaba? Burası neresi? Müze değil miydi burası?” Müze diyorlardı ama karşımda sadece bir müze değil, geçmişin en ağır tanıkları vardı. Eskiden yatanların bıraktığı o kalıntılar, o ranzalar olduğu gibi bırakılıp sonradan müzeye çevrilmişti.

Aman Allah’ım! Burası müze adı altında saklı, bu ülkenin en büyük acı defteri, Ulucanlar Cezaevi’ydi. Alacaktın eline kalemi, sırayla tek tek gezerek gördüğün her şeyi not edecektin...

Hayal ettim: “Burada kaldılar, burada yattılar, buralara dokundular, böyle yürüdüler, böyle nefes aldılar...” dedim. Acaba hastalanıp nasıl yattılar orada? Kim baktı onlara? Hepsini usul usul, incitmeden ranzalarına, yataklarına dokunarak düşündüm. O yataklar hâlâ o günkü gibi duruyordu; ama yıllara meydan okumuşlardı. Sanki o ranzalar da onlarla birlikte acı çekmişti.

Hücrelerin önüne geldiğimde yüreğim yerinden fırlayacak gibi attı. O hücrelere girdiğim an nefesim kesildi. Odalara sinen o kesif nem kokusu, burnuma vuran o ağır rutubet hâlâ oradaydı; öyle ki soluk almakta bile zorlanıyordum. Yıllar geçmesine rağmen o acının kokusu duvarlardan silinmemişti. Dışarıda uzakta uzağa korna sesleri duyuluyor, ağaçların arasından modern hayat akıp gidiyordu. Ama ne acıdır ki onlar o seslerden, o akıp giden hayattan o kadar uzaktılar ki... Her şeyden soyutlanmış, zamanın ve dünyanın dışına itilmiş, apayrı bir karanlıktaydılar.

Adımlarınız ağırlaşır, nefesiniz kesilir gibi olur. Çünkü bilirsiniz ki o taş duvarlar sadece toprağı tutmamaktadır; o duvarlar, Ulucanlar Cezaevi’nin taşlarında bu ülkenin en acı, en sancılı, en onurlu hafızasını; tırnak kazıya kazıya yazılmış insanlık onurunu tutmaktadır. Ulucanlar Cezaevi’nin demir kapısından içeriye girdiğiniz an, dışarıdaki modern dünya geride kalır. Orası apayrı bir yaşamdır, apayrı bir acıdır, apayrı bir yokluktur.

Zamanın durduğu, güneşin o kutu kadar odalara utangaçça süzüldüğü, hüzün ve direniş kokusunun hâlâ duvarlara sindiği acı bir zaman tünelidir burası. Her adım attığımda yüreğim titriyordu. Çünkü kendimi onların yerine koyduğumda inanılmaz bir çöküş yaşıyordum.

Özgürlüğe hasret, bir tel örgü kadar yakın,
Gökyüzü bir parça mavi, ellerim uzakta...
Ranzalarda adları saklı, solmuş birer hatıra,
Ulucanlar Cezaevi sızlar içimde, kapanmaz büyük bir yara.

Nazım Hikmet’in düşü sinmiş daracık duvara,
Deniz adı geçince yürek yanar korlara...
Mahir Çayan’ın izi kalmış bu zindan handa,
Elim demire dokunur, nefesim kesilir o anda.

O hücrelerde yatanlar hep gökyüzünü hayal etmişlerdir, biliyor musunuz? Yazını, kışını, baharını, sonbaharını... Hepsini büyük bir özlemle merak etmişlerdir. O küçücük, kutu kadar odalarda onlarca insan yatmış; gün ışığından, o özgür mavilikten mahrum kalmıştır. Hücrede olanlar gökyüzünün mavisini hiç görmemiş, o ışığı tatmamıştır. Orada hayal kurmak bile yasaktı, düşünmek bile yasaktı onlara. O küçük pencere aralığında parça parça bulutları bile görebilmek bir lükstü.

İnsan o odaları gezerken Ulucanlar Cezaevi’nin duvarlarına sinen o nem kokusunu soludukça burnum sızlıyor, içim acıyor ve insan kendi kendine sormadan edemiyor: Ya o dönemde, o yoklukta, o acımasızlıkta nasıl nefes aldılar? O havayı ciğerlerine nasıl çektiler, nasıl dayandılar?

Odaları gezerken ranzaların başındaki o küçük levhalarda isimleri okumak insanı derinden sarsıyor. Bu topraklara damgasını vuran Nazım Hikmet’in, Ahmed Arif’in şiirleriyle nefes aldığı, Yılmaz Güney’in kamerasını kalbine çevirdiği, Deniz Gezmiş’lerin, Mahir Çayan’ların, Hüseyin İnan’ların, Yusuf Aslan’ların ve daha nice fidanın adımlarını bıraktığı yerdir Ulucanlar Cezaevi. Muhsin Yazıcıoğlu’nun yıllarının geçtiği, bu toprakların acısını o hücrelerde omuzlayan nice vicdanın izi vardır. Her birinin adını gördüğümde boğazımda bir düğüm oluştu. Dokunmaya kıyamadım önce, sonra parmaklarım titreyerek uzandı soğuk demirlere.

Bir ranzada adı yazar, bir diğeri boş kalır,
Yürek yanar, gözyaşları sessizlikle yakılır.
Ahmed Arif’in hasreti siner her bir köşeye,
Muhsin Yazıcıoğlu’nun izi kalır bu gölgeye.

Daracık koğuşlarda yankılanır derin sesler,
Her duvarda bir hüzün, acıyla çarpar kalpler...
Yalnızlık odalarda, o odalarda en büyük yoldaş olur,
Gençliği toprağa düşenler burada bulur.

O kalabalık koğuşlarda duvarlara asılı eski film afişleri, solmuş renkleriyle o dönemin gençliğinin, umutlarının ve hayallerinin yarım kalmış tanıklarıdır. O kalabalığın içinde yalnızlığı, o gürültünün içinde sessizliği yaşamak ne kadar ağır bir imtihandır.

Ve bahçenin bir köşesinde, insanı adeta donduran o gerçek... Darağacı. Yıllar geçse de o soğukluğunu, o ürkütücülüğünü kaybetmeyen, insanlık tarihinin en karanlık lekelerinden biri. Oradan geçerken nutkum tutuldu, nefesim kesildi. Gözyaşlarımın ardı arkası kesilmedi; çünkü biliyordum ki orada can verenler sadece birer insan değil, bu ülkenin vicdanı, aklı ve yüreğiydi.

Darağacı dikilir karşısına, sesi ve dimdik,
Gözyaşları sel olur, içimizdeki sızı derin.
Bir ulusun uyanışı, bedellerle yazılmış,
Ulucanlar Cezaevi bağrında tarih yatmış.

Yılmaz Güney’in bakışı kalır bu duvarda,
Hüseyin İnan, Yusuf Aslan yatar burada.
Omuzlarında yüküyle aydınlık yarınların,
Adları kazınmıştır kalbine bu dağların.

Ulucanlar Cezaevi’nden dışarı, tekrar o aydınlık Ankara gün ışığına çıktığımda, artık içeri girdiğim insan değildim. Boynumda bir parça eskin, ama vicdanımda bin yıllık bir bilinç birikmişti. O korkuyu, o demir parmaklığı, o ranzadaki isimleri ömrüm boyunca unutamayacağım. Gözümü kapattığımda o rüyalar...

Çünkü bu yerler sadece gezilmez; yaşanır, hissedilir ve sonsuza dek unutulmamak adına kalbin en derin köşesine bir hatıra gibi kazınır.

Ulucanlar Cezaevi de işte tam olarak böyle bir yerdir.

O anları unutmam mümkün değil.

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 279 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI