24 Temmuz 2026 günü, Lozan Barış Antlaşması’nın 103. yıldönümüdür.
Lozan, bugün İran’dan Afganistan’a, Suriye’ye, Gazze’ye, İslam coğrafyasını mezhep çatışmaları, kardeş kavgalarıyla alt üst etmiş, önce yakıp yıkmış, sonra birçoğunda kendisine biat eden, ülkesini dini esaslarla yöneten, kadın ve çocuklara yaşam hakkı, özgürlük tanımayan “monarşik” yönetimleri iş başında tutan, geçim kaynaklarını yok edip zenginliklerini sömüren emperyalizme karşı 103 yıl önce Türkiye topraklarındaki direnişin onurla taçlandırıldığı, bugünkü Cumhuriyetimizin sınırlarının çizildiği, bağımsız, onurlu, laik bir yaşam tarzının temellerinin atıldığı bir büyük güne işaret eder.
1. Dünya Savaşı’ndan zaferle çıkan, keyiflerince Şark topraklarını kendi aralarında bölüşen, memleketim Ardahan çevresinde, Cenubi Garbi Kafkas Cumhuriyeti’nin kurulduğu 18 Ocak 1919 tarihinde, aynı gün, topladığı Paris Barış Konferansı’nda nüfus çoğunluğunun Türkçe konuştuğu Elviye i Selâse bölgesini (Kars-Ardahan/Batum) Ermeniler’e bırakarak halkları birbirine düşman kılan emperyalizmin o günler için en büyük gücü Britanya İmparatorluğu ile müttefiklerinin çıkar ve arzuları doğrultusunda ülke toprakları parçalanan, yabancı askeri güçlerin işgaline uğrayan Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında başlayan direniş ve Kurtuluş Savaşı, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin de desteğiyle emperyalizmi ve Anadolu topraklarına sürdüğü işgal güçlerini dize getirmişti.
Kurtuluş Savaşı boyunca da kendi saltanatı için emperyalistlere boyun eğen Osmanlı sarayı ve hilafet makamı işgalcilerle işbirliği yapmış, 8 Temmuz 1920 tarihinde İngiltere desteğinde Bursa’ya giren Yunan kuvvetleri Osmanlı sancağı taşımış, Ege’nin birçok bölgesine Yunan uçaklarından bildiriler atılmış, İngiliz istihbarat binbaşısı Frew’e takma sakal ve sarık taktırılarak Sait Molla ile birlikte Anadolu toprakları dolaştırılarak Mustafa Kemal Paşa’ya ve Kuvayımilliye güçlerine karşı “din elden gidiyor” teranesiyle halk kışkırtılmaya çalışılmıştı.
Din istismarcısı emperyalizmin ve işbirlikçilerinin bütün oyunlarına ve gücüne karşın Anadolu ve Urumeli ayaklanması demek olan Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlandı ve 11 Kasım 1922 günü Lozan’da başlayan barış görüşmeleri sekiz ayı aşkın bir süre büyük tartışmalarla geçti. Görüşmeler 24 Temmuz 1923’te sonuçlandı. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları büyük ölçüde belirlenerek bütün dünyaya kabul ettirilmiş oldu.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu ve sonrasına canlı tanıklık etmiş olan, dışişleri bakanlıkları ve büyükelçilik arşivleriyle çalışmalarını belgelendiren toplumbilimci Niyazi Berkes’e göre, Lozan görüşmelerindeki Türk yanlısı sonuçların kaynağında Boğazlarla ilgili oturumlara katılan Sovyet Temsilcisi Çiçerin’in büyük etkisi vardır. Yedi dil bilen bir diplomat olan Çiçerin, her sabah Türk tarafının temsilcisi İsmet İnönü’yü kaldığı bölümde ziyaret ederek ona öneriler sunmaktadır. Çiçerin, toplantılar sırasında da, kimi zaman İnönü’nün bile şaşırdığı, hatta karşısına çıkmak zorunda kaldığı, Türkiye yanlısı bir tutum içindedir. Sovyetler, Boğazlar üzerinde kesin bir Türk denetiminden yanadır; Batılı emperyalistlere karşı Türkiye’yi bir güvence olarak görmektedir.
İngiliz gizli istihbarat servisinin 25 Eylül 1922 tarihli başka bir raporundan, İngilizlerin işgal ettikleri Anadolu ve Trakya topraklarını terk etmemeleri ve planladıkları gibi bölgeye yeni bir saldırı düzenlemelerin durumunda, Sovyetlerin Türkiye’ye yardım edeceği ve Zonguldak’tan Silivri’ye kadar uzanan bir çıkarma yapılacağı anlaşılmaktadır (Bülent Gökay, Emperyalizm ile Bolşevizm Arasında Türkiye, s 191-192).
Kurtuluş Savaşı önderi Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığında genç Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasındaki dostane ilişkiler karşılıklı saygı içinde devam edecek, Kurtuluş Savaşı’na önemli cephane ve para yardımı gönderen Sovyetler, Türkiye’de ulusal bir ekonominin kurulup güçlenebilmesi için de desteklerini sürdürecektir.
Lozan’ın 103. yılında, yola çıkarken sınıfsız bir toplumu amaçlamış olmasına karşın parti yozlaşması ve bürokratik otokrasi sonucu yolundan sapmış Sovyetlerin insanlığa önemli dersler bırakarak kapitalizm ve emperyalizm karşısında yenilgiye uğramış olduğuna, kutsal bir Kurtuluş Savaşı ile bağımsız, laik, kadın haklarına saygılı bir Cumhuriyet kurmuş Türkiye’nin de işbirlikçi güçlerin çeşitli entrikalarıyla emperyalist bir soygun ve sömürü ağında bocalamakta bulunduğuna, ülke çapında yerüstü ve yeraltı kaynaklarının satılıp yağmalandığına, Cumhuriyet olanaklarının ve hukuk sisteminin istismar edilerek kullanıldığına, Kurtuluş Savaşı kavramının ortadan kaldırılmaya çalışıldığına, kendisi de İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olmuş, mütareke Payitahtı’nda emperyalistlerin tüm istediklerini harfiyen yerine getirmiş, hep engel olmaya, yok etmeye çalıştığı Kuvayımilliyenin savaştan zaferle çıkması üzerine bir İngiliz zırhlısına binerek İstanbul’dan ayrılan Padişah Vahdettin’e yeniden itibar kazandırılmaya çalışıldığına tanıklık ediyoruz ve öfkeyle kahroluyoruz.
Bugün siyesi arenadan yargıya, farklı biçimlerde emperyalist politikalara hizmet edenler, yurtseverler tarafını bölüp parçalayanlar, bu tarih gerçeklikleri ışığında kendi bulundukları yeri bir kez daha sorgulamalılar…
İnsanlığın aydınlık geleceği ancak üretici ve halk örgütlenmesi (üreticinin aracıya bire sattığını biz çarşıda pazarda ona yiyoruz; hep aracılar, bezirgânlar kazanıyor), en tabandan başlayıp en tepeye kadar ulaşacak bir katılımcı demokrasi ve kutsal değerlerin emperyalistler tarafından istismar edilemeyeceği laik bir Cumhuriyet ile mümkün olabileceğini öğrenmiş bulunuyoruz. Halka yeterince dayanmayı başaramayan ve halkla birlikte örgütlenemeyen hiçbir zafer kalıcı olamamaktadır. Tarihten alınacak ilk büyük ders budur.
Selam olsun Lozan’a, selam olsun bağımsızlık, demokrasi ve laik Cumhuriyet yolundan ayrılmayanlara…